Kır saçlarında gecenin rehavetini
Duyuyor musun,
Nisanın başlarındasın, yağmur bulutları gibisin
Olduğun yerden ayrılasın gelmiyor hiç:
Peki,
Güneşi pişmanlığın üzerine serdim
Yorgan altındaki sımsıcak dünyaya
Hapsettim bilinçaltını
Ve kalbe paslı bir mızrak sapladım.
Ellerime kurşun kalem aldım
Her virgülde ucu kırıldı.
Sen bilmezsin aslında,
Çalışma cehenneminde boğuldum
İnsanlara küfrettim,
Oyumu bir sol partiye verdim
Her gördüğüm dilenci çocuktan korktum
Korktum ki,
Çocuk dilendiren tanrı,
Bana neler neler yapabilirdi istese?
Yarı baygın bakışlarla dolmuşa bindim
Muavin ücret almadı bir türlü
Ben bir çok şeyi uzatırken değimsizce
Herkes, evet herkes dışarıya bakıyordu.
Düşündüm ki,
İçimden dışarıya nasıl bakabilirdim?
Sigaramdan derin bir nefes aldım
Zihnimin ruhu üstüne bir soru kondurdum
Kırmızı ışıklarda durmadım
Eskisi gibi ihanet etmedim,
Diyemem...
Göğü mesken tutan kuşlar gördüm
Kanatlarını gördüm,
Tüylerindeki renkleri düşledim arada bir.
Uzun uzun ağaçların arasından geçtim
Yüksek dalların gölgeleri altında
Acının sebepsiz kıvamını tattım.
Yalnızlığın kalılaşan gecelerinde
Kadim bir bestekârın senfonisini;
Geçmişin yangını üstüne su serpen
Yüreğimin somurtkan çehresini;
Gecenin iniltisiyle kıvrıla kıvrıla
Yoktan varolan yoksunluğumu,
Seni sevdim, zamansız ölümlerimi!
Ahmed Halil