Evet, yine bir sabahın görküsünde
Elimde gürgen saplı meşalemle geldim.
Ben, dünyanın büsbütün, o sıkılgan
O, gözlerinin her ferinde kapanan-açılan
Yarım yamalak rüyalardan türeyen;
Ve doğanın tüm azametiyle yarattığı
Yutkundukça büyüyen ve artan insanlığı
Şimdi, tam bu saatte, saltanatın zirvesinde
Yıldızlarla süslenmiş uzaklığın tenhasında;
Karanlık çökerken başlayan ışık ahlarının,
Tam kalbinin üstünde nedametin, mağrurca
Yavaş yavaş filizleniyorum tekrar, merhaba!
Hatırlıyorum, sana zamanda bir gündü, demiştim
- İsteklerin bönlüğüyle döner dünyalar!
Uzun yıllar boyunca, bir kasvetli orman gibi
Büyüttüğüm yalnızlığın derin sancılarına şahit olun
Sorgulayan ve artık farklı bir forma bürünen
Bu piç sancının meyvesi ıstırabımı anlatmaktadır yalnız!
Ben, Ali Kemal, yok, pardon, Nazmi Efendi
Hayır asla, Nazmi Efendi esrimenin olağanlığı
O çoktan öldü, Ali Kemal’i hatırlıyorum.
Doğması bir hataydı; - Ben, SARIKLI PAPAZ!
Benim vaktim astarı yırtılan bir yorgan gibi
Kat kat sarılır ruha ve sıradan bir insan
Geçmişin derin sallantıları içinde yaşamaktan başka
Sabahın köründe uyanıp bir sigara daha yakmaktan başka
Dünyanın azameti karşısında ufalmaktan başka
Ne yapabilir? Ne!
Ben, kendi zamanımı aldım ellerime ve tüm
Yırtıklarından geçtim gölgemle dikiş atıp yaralarına:
Şimdi düşünme ki, son makamıdır bu insanın
Anlamış ve bilmiştir hem ateşi hem suyu;
Düşünme ki, sen bir kılıç ustası değilsin şimdi
Zihninde çekiç, kalbinde örs ve elinde orakla dolaşma
Sen, benim anlattığım kadar yetişemezsin kendine!
Ahmed Halil